Serebral Palsi’de Yoga

     Kökü neredeyse 3000 yıl öncesine dayanan “yoga”, günümüzde fiziksel ve mental uygulamalardan oluşan bilimsel bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Eski bir hint deneyimi olan yoga, vücut kısımlarının hareketliliğini sağlayarak ve düşünceye odaklanarak denge ve iyi olma halini sağlamaktadır. Klasik yoganın amacı her bir birey için hem fiziksel hem mental sağlık açısından olabileceği maksimum seviyeye ulaşmasını sağlamaktır. Bu amaçla mevcut seviyedeki vücut fonksiyonları ile çalışmaya başlanarak omurga düzgünlüğü ve vücut esnekliğinin artması sağlanır. Kas ve tendonların da kuvvetlenmesi, iç organların çalışmasının güçlenmesi, sindirim, lenfatik, kardiovasküler ve solunum sistemlerinin toksinlerden temizlenmesi, sinir ve endokrin sistemin denge ve düzen halinde çalışması, beyin hücrelerinin beslenerek uyarılması gibi bir çok sistem üzerine olumlu etkiler yaratmaktadır. Sonuç olarak da, mental bir rahatlamanın yanında emosyonel stabilite sağlanır ve genel bir “iyi olma hali” elde edilir. Yoga terapisinin vücudun gelişimi üzerine olan etkileri pek çok çalışma ile gösterilmektedir. Yoganın güçlü kemikler inşa ettiği (Sparrowe ve Walden; 2004), eklemleri kuvvetlendirdiği ve kayganlaştırdığı (Fishman ve Saltonstall; 2008), kas tonusunun düzenlenmesini sağladığı (yüksek tonusu azaltma, düşük tonusu artırma) bir çok çalışma ile gösterilmiştir. Bildiğiniz gibi Serebral Palsi (SP), gelişmekte olan beyinde meydana gelen lezyon ve zedelenme sonucu gelişen, ilerleyici olmayan ama yaşla birlikte değişebilen hareketi kısıtlayıcı kalıcı motor fonksiyon kaybı, postür ve hareket bozukluğu’’ olarak tanımlanmaktadır. SP’de hareket bozukluğunun temeli; tonus bozuklukları (artmış veya azalmış tonus), bozulmuş postüral kontrol, bozulmuş denge reaksiyonları, kalıcı veya hiperaktif primitif infantil refleksler, üst ekstremite fleksör sinerjileri ve alt akstremite ekstansör sinerjileridir. Bu nörolojik anormallikler zaman içerisinde kas kısalmasına, eklem kapsül gerginliğine ve iskelet deformitelerine neden olmaktadır. Bu nedenle multidisipliner tedavi yaklaşımına ihtiyaç duyan SP’ li çocukların rehabilitasyonunda yoganın bütünleyici terapi modaliteleri arasında yer almasının önemi her geçen gün daha çok vurgulanmaktadır. Serebral palsili çocuklar, gün içerisindeki yoğun tempo, kaygı ve endişe oluşturacak diğer faktörlerden, sağlıklı yetişkin bireylere göre daha fazla etkilenmekte ve duygu durumları karışık hale gelmektedir. Serebral palsili çocuklardaki bu hassasiyet stres oluşumuna daha yatkın olmalarına sebep olmaktadır. Yoga seansları içerisinde yaptığımız hareketler (asanalar) ve nefesler aracılığıyla stres seviyesinde azalma görülürken gevşemede sağlanmış olur. Yapılan bir çalışmada yoganın GABA(…..) seviyelerini arttırdığı gösterilmiştir (Streeter ve ark 2007,2010). Bir başka çalışmada ise parasempatik sinir sistemi aktivitesini arttırdığı görülmüştür (Robin 2009). Her iki çalışmanın sonucu da yogada gevşemeye ve rahatlamaya dair iyi bir şeylerin olduğunu bize göstermektedir.

     Yoganın diğer egzersiz türlerinden farklı olmasının en önemli nedeni, her bir postür sırasında vücut, nefes ve hislerde çocuğu farkındalığa yöneltmesidir. Hareketli meditasyon olan yoga terapisi, insanın kendisiyle daha derin bir bağ kurmasını sağlar. Bir çocuğa vücudunu gözlemleme şansı verir – yani hareket ettiğinde, durduğunda, nefes aldığında, sakin veya heyecanlı olduğunda çocuk nasıl hissettiğini ve bu hislere bağlı olarak vücudunda meydana gelen değişiklikleri gözlemleme olanağı sağlar. Bu nedenle de yoga da farkındalık  çok yönlüdür.

     Yoganın esnekliği arttırdığından bahsetmiştim. Yoga anotomisti David Coulter‘a göre, esneme yapılırken ilk direnç esneme refleksi sayesinde oluyor ki bu da kasların sıkı olmasını sağlamaktadır. Pozisyonda 30 sn boyunca beklemek ise golgi tendon refleksini aktive ederek, gergin kasların uzaması başlatılmış olur. Sahip olunan seviyede esnemeye başlamanın temel nedeni de ağrı, acı, titreme ve güçsüzlük gibi sinir sisteminden gelen olumsuz mesajları ortadan kaldırmaktır. Esnetme ve serbest bırakma, kısa süreli beklemeler ise esnekliğin artmasına yol açmaktadır. Yoga’nın temel bakışına göre daha esnek bir vücut, daha rahatlamış bir bedendir ve daha rahatlamış bir beden daha çok rahatlamış bir zihindir. Yoganın sağladığı faydalara denge üzerine olan etkisini de eklemek gerekir. Duyu bütünlüğü içinde kullanılan yoga, dengemizi ve bunu sağlayan vestibüler sistemimizin fonksiyonlarını geliştirir. Vestibüler sistem başın pozisyonu, gözler ve bedenin dünya ile nasıl bağlı olduğunun yanı sıra denge ve hareketi algılar. Bu sistem dengeyi, kas tonusunu, görmeyi, duymayı ve emosyonel güvenlik hislerini etkiler (Kranowitz 2005). Yoga seansları içerisinde vestibüler sistemi kuvvetlendirmek için de bir çok seçeneğimiz vardır. Vücut farkındalığını ve beden-zihin birliğini geliştiren bu yoga seanslarının aşamalarından bahsederek yazıma son vermek istiyorum. Yoga terapisi 5 ana temelden oluşmaktadır; ilki Asana, literatürdeki adı duruşlardır. Aktif ve pasif olarak ikiye ayrılır. Yoga postürleri, hormonların salgılanmasını dengeleyen endokrin sistemine olan kan tedariğini düzenler (Weintraub, 2012). Yoga aktif duruşlarda sempatik sinir sistemini ve sakin duruşlarda da parasempatik sinir sistemini tetikleyerek otonomik sinir sisteminde bir denge yaratır (McCall 2007).

     Aktif duruşlar spesifik kasları ve sinirleri güçlendirirken, organlar, endokrin bezleri ve beyin hücrelerine de faydası olur. Pasif duruşlar meditasyon, gevşeme ve nefes çalışmalarında kullanılır. Asanalardan sağlanan faydaları çocuk verilen duruşta gevşemeye başladığı zaman elde etmeye başlarız. İkincisi Pranayama; yani nefes bedenimizdeki bütün hücrelerin beslenme kaynağıdır. Yoga içerisinde kullandığımız abdominal solunum ile birlikte solunum kapasitemizi arttırırız, böylelikle organlarımız ve bedenimizin yaşamsal enerji akışını arttırarak, bağışıklığın gelişmesini sağlarız.

     Unutmamak gerekir ki beyin hücrelerimiz vücudumuzdaki diğer hücrelerden üç kat daha fazla oksijen kullanmaktadır. Nefesimizi regüle ederek beyin hücrelerinin oksijen seviyesini arttırmak, hücrelerin kuvvetlenmesini, tekrar canlanmasını ve sinir sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Aynı zamanda nefes egzersizleri zihnimiz ve duygularımız için de güçlü bir stabilizasyon sağlar. Yoga terapisinin üçüncü temel basamağı arındırma çalışmalarıdır. Solunum sisteminden balgamları atabilmek için pranayama (nefes) çalışmaları, göz egzersizleri ve bazı özel karın bölgesi egzersizlerinden oluşur. Bu özel egzersizler özellikle karın bölgesindeki organlar için güzel masaj tekniği sağlayarak sindirimin gelişmesini ve çocukların sık sık karşı karşıya kaldıkları kabızlık sorunundan kurtulmasını hedefler. Müzik ve ses terapisi; bazı ritimler, melodiler, hareketler ile kombinlenerek, konsantrasyonu, nefes koordinasyonunu, iletişimi ve motor becerileri geliştirmeye çalışırız. Tekrarlı bazı ses paternleri sinir sistemi ve psikoloji üzerinde yatıştırıcı ve iyileştirici etkiler etmektedir. Bu nedenle yoga seansının bu kısmı hem eğlenceyi hem de rahatlamayı da hedef almalıdır. Hareketler ile eğlenebilmek yoga terapisinin en önemli faydasıdır. Yoga seansının sonunu derin dinlenme ile bitirmekteyiz. Adından da anlaşıldığı gibi kesinlikle sessizlik ve hareketsizlik içerisinde yapılan son gevşeme bölümüdür. Yaptığımız asanaların, nefesin ve arınma egzersizlerinin tümünün vücut tarafından absorbe edilmesi bu bölümün temel hedefidir.

Son olarak bu kadar güzel ve eğlenceli anları paylaşırken orada olarak her bir çocuğu kabullenmek sevgiyi öğretmede güzel bir örneklemedir.

Bol yogalı günler dileğiyle.

Sevgiyle Kalın….